Tüm yavruları boğdurulmuş dişi bir kurt
gibi inliyordu hava. Mihribat’a kar yağıyordu. Nefes alıp vermek zordu. Belki
atkılardan, belki ambiyanstan, belki kahramanlarımızın içinde bulunduğu
durumdan.
Henüz ezilmemiş kar taneleri, eğer bu çiftin soluklarından kurtulabilirse, ayaklarından kurtulamıyordu. Kar birikintilerinin onlar için konuşmasını bekliyorlardı. Düpedüz ahmaklık. İlk kim konuşmaya cesaret etti, anımsamıyorum.
Aslında sarılmak ve öpüşmek istiyor gibiydiler. Ama olmuyordu. Nerden mi çıakrıyordum? Bakışlarından.. Bakışları her şeyi başa sarmak ister gibiydi. Bunca çıkmazın, bunca düğümün, bunca kırılmaların.. Artık böyle bakmalar anca gözlerini doldurmuştu bunların. Oradan anladım. Aşk, çok tuhaf bir şey dostlarım. Onca şeye rağmen, o kadar yıpratılmışlığa rağmen kahramanlarımız orada sevişse, duygusuz olacağını kim iddia edebilirdi ki? Sevişmediler ama. Kendilerini tuttular demek ki.. Gurur mu yapmışlardı? İç dünyalarını bilemem. Ama dediğim gibi, çukurlaşmış gözleri dolmaya başlamıştı.
Kız erkeğin elini tuttu. Duyamadığım bir şeyler konuştular. Kar yağıyordu Mihribat’a. Erkek “fark etmez“ dedi sadece. Sonra “ yapamıyorsan, kendini değiştiremiyorsan yaşayacak bir hayatında yok.. ”
Ben ise şarabımlaydım. Uzanmıştım kara. Müteahhitlerin daha elini sürmeye cesaret edemediği ormandaydım. Kutsal topraklarımda. Bi' fırt aldım şarabımdan. “Kanıksayamamışlar” diye içimden geçirdim.
Bunca insan bunlarca yıl birbirlerini nasıl çekti sanıyorsunuz? Yeni nesilde burada bata, çıka, yata bunu gözlemledim ben. İzin veriseniz nacizane paylaşayım;
Görücü usulü evlenen insanlar, mufazakar insanlar; yani anane olsun, din olsun, mantık olsun bu tür dayatmaları kabullenen, kanıksayan insanlar daha mutlu oldular hep. İş yerlerinde, okullarında.. Sevmediği işi yaparlar, rahattır, belki iyi para getiriyordur, belki statüsü vardır, evine bakıyordur.. Sanki eğitim sistemi arşı aladaymış gibi, alanı olmadığı halde bi 10 tane de fen sorusu niye çözüyoruz ki demeyen çocuk mutsuzdur. Anlamıyordur. Diğeri ise şıkları dışarı taşırmamaya dili dışarıda gayret ediyordur. Kanıksayan adam evlenir, karşısındakini beller, bu benim eşim der ve bir ömür geçirir. Boşanamaz bile. Öyle öğrenmiştir, öyle kendini şartlamıştır. Diğeri ise, yıllarca "ama ben onunla evlenecektim" diye acı çeker durur.
Neyse..
Neyse..
İnanır mısınız şarap, ideal
bir eş. Ne sesi çıkıyor ne soluğu. Ne sadakatsizliği var ne yalanı.
Bu arada bizimkiler yoğun bir şeyler yaşıyorlardı, kestirmek güç. Cidden güçtü sevgili okurlar. Siz aşk deyin, ben alışkanlık. Belki de farklı bir şey. Kimin umurunda, bu kar kışta radyom çekmiyor, çalışmıyor; ben ise 35 yıldır aynı yerdeydim.
Onları anlıyordum. Kadın adam ettiği bu çocuğu başkasına kaptıracaktı. Çocuk ise, o meşhur anılardan hiç çıkmayan kadınlara bu kızı alacaktı. Ayrılık kokuyorlardı. Burnum iyidir, kar kokusunu da, tepemde dünya işlerini silkemez halde zıplayan sincapların da kokusunu net bir şekilde alabiliyordum.
Yukarı baktım. Birkaç kar tanesi gözüme girdi. Dilimi dışarı çıkardım hemen. Beni hep güldürür. Kar güzel şey.
Kız özür diledi çocuktan. Niyeyse niye. Onlar da yaşayacak diye düşündüm. Yaşları gençti. Şimdi yaşamazlarsa ileride sıkıntı olacaktı. Emindim. Şimdi emin miyim? İlgilenmiyorum.
Birinin gitmesi lazım. Ayrılmaya cesaretleri yok. Hadi aslanım. Çek git. Gerçi gitme, iyi vakit geçiyor. Ellerimi birbirine sürtüp esnedim.
“ Elimden geleni yaptım, seni de içine çekmek istemiyorum, ben sorunlarımla seni boğamam.” dedi kız. Yazık kız gerçekten de sorunları varmış gibiydi. Ayıptır söylemesi Beykoz’luyuz abiler. Burada kimler ayrıldı.. Hadi aslanım çek git be.
Yanıma bir yaprak düştü dikkatim dağıldı.
“ Ben seninle mutsuzluğu da seviyorum”
Hay eşek sıçsın mutsuzluğuna. Kız istemiyor işte. Çek git be koçum. Sigaramı sarıyorum. Dilim dışarıda gözlerim apaçık. Çarşafım ıslanıyor. Huzursuz oluyorum, bir yandan da önümdeki sahneyi izliyorum. Tanıdık sahneler bunlar. Aynı filmi milyonuncu kez izlemek gibi bir şey. İlişkiler de böyle, o yüzden kolay tavsiye veririz. Hem bundan, hem de tavsiye vermenin kolay bir iş olmasından. Zaten karşındaki de, sen istediğin kadar tecrübeli ol, alamıyor tavsiyeni. Vebali de yok yani.
Kız hala yapamıyorum edemiyorum diyordu. Sanırım..
“Hakkını helal et sevgilim.. Dur gitme.. Hakkını helal et. Bak benim de o kadar hakkım var”
“Anlamsız” dedi çocuk.
“Özür dilerim” dedi kızcağız. “Özür dilerim sevgilim, özür…” çocuk bence daha fazlasını duymuyordu. Çoktan arkasını dönmüş gitmişti. Durdu döndü. Yumruklarını sıkmıştı.
“Herkesin günahı boynuna.” dedi.
Kız hala özür diliyordu..
Bu arada bizimkiler yoğun bir şeyler yaşıyorlardı, kestirmek güç. Cidden güçtü sevgili okurlar. Siz aşk deyin, ben alışkanlık. Belki de farklı bir şey. Kimin umurunda, bu kar kışta radyom çekmiyor, çalışmıyor; ben ise 35 yıldır aynı yerdeydim.
Onları anlıyordum. Kadın adam ettiği bu çocuğu başkasına kaptıracaktı. Çocuk ise, o meşhur anılardan hiç çıkmayan kadınlara bu kızı alacaktı. Ayrılık kokuyorlardı. Burnum iyidir, kar kokusunu da, tepemde dünya işlerini silkemez halde zıplayan sincapların da kokusunu net bir şekilde alabiliyordum.
Yukarı baktım. Birkaç kar tanesi gözüme girdi. Dilimi dışarı çıkardım hemen. Beni hep güldürür. Kar güzel şey.
Kız özür diledi çocuktan. Niyeyse niye. Onlar da yaşayacak diye düşündüm. Yaşları gençti. Şimdi yaşamazlarsa ileride sıkıntı olacaktı. Emindim. Şimdi emin miyim? İlgilenmiyorum.
Birinin gitmesi lazım. Ayrılmaya cesaretleri yok. Hadi aslanım. Çek git. Gerçi gitme, iyi vakit geçiyor. Ellerimi birbirine sürtüp esnedim.
“ Elimden geleni yaptım, seni de içine çekmek istemiyorum, ben sorunlarımla seni boğamam.” dedi kız. Yazık kız gerçekten de sorunları varmış gibiydi. Ayıptır söylemesi Beykoz’luyuz abiler. Burada kimler ayrıldı.. Hadi aslanım çek git be.
Yanıma bir yaprak düştü dikkatim dağıldı.
“ Ben seninle mutsuzluğu da seviyorum”
Hay eşek sıçsın mutsuzluğuna. Kız istemiyor işte. Çek git be koçum. Sigaramı sarıyorum. Dilim dışarıda gözlerim apaçık. Çarşafım ıslanıyor. Huzursuz oluyorum, bir yandan da önümdeki sahneyi izliyorum. Tanıdık sahneler bunlar. Aynı filmi milyonuncu kez izlemek gibi bir şey. İlişkiler de böyle, o yüzden kolay tavsiye veririz. Hem bundan, hem de tavsiye vermenin kolay bir iş olmasından. Zaten karşındaki de, sen istediğin kadar tecrübeli ol, alamıyor tavsiyeni. Vebali de yok yani.
Kız hala yapamıyorum edemiyorum diyordu. Sanırım..
“Hakkını helal et sevgilim.. Dur gitme.. Hakkını helal et. Bak benim de o kadar hakkım var”
“Anlamsız” dedi çocuk.
“Özür dilerim” dedi kızcağız. “Özür dilerim sevgilim, özür…” çocuk bence daha fazlasını duymuyordu. Çoktan arkasını dönmüş gitmişti. Durdu döndü. Yumruklarını sıkmıştı.
“Herkesin günahı boynuna.” dedi.
Kız hala özür diliyordu..

2 yorum:
intihar edersem senin yüzündendir puşt
:((
Yorum Gönder