17 Eylül 2012 Pazartesi

2 Çalakalem

Kendi suskunluklarımızın gevezesi olmuş durumdayız.



Sansür her fırsatta karşımıza çıkmak için evde, sokakta, okulda işte bir pundunu bulmaya çalışıyor. Resmen bizi sikiyor ama buna rağmen yaşıyoruz işte hayatı. Kendi sesimizi duymamak, yalnızlığımızı susturmak için sahte kalabalıklar yaratıyoruz. Takındığımız maskeler, konuştuğumuz dil, gülüşlerimiz hatta sevişmelerimiz bile hep sahte. Ne zaman dolu dolu güldüğümüzü çoğumuz hatırlamıyoruz bile. Tam bir an yakalıyoruz kendimizi tüm çıplaklığıyla o zaman da korkularımız devreye giriyor ve duruyoruz orta yerinde zamanın.

Kendi kusmuğumuzda boğuluyoruz. Her gün tecavüz, her gün çocuk istismarı, her gün cinayet haberleri ile her şeyi sıradanlaştırıyoruz ve susuyoruz. Dört bir yanımız orospu çocukluğuyla dolu. Yüzyılların ağırlığı altında yaşanan onca facianın onca yitirişin onca haksızlığın karşısında elden gelenin susmak olduğu anlatan dengbejler gibi mırıldanıyoruz konuşmak yerine. Her fırsatta seni susturmak için ötekileştiren, tecrit eden, kan isteyen tanrısına kurban sunana çıkartabildiğimiz tek ses bu zannediyoruz.

Korkuyoruz. O kadar korkuyoruz ki ötekileşmekten normalleşmek için ruhumuzu satıyoruz içki masalarında.  Her köşe başında bizi bekleyen birileri oluyor korkutmak için. Babamız, annemiz, arkadaşlarımız, öğretmenimiz, polis, asker, patron, bakan. Kendi başımıza iki adım atmamıza izin vermiyor korkularımız. O kadar iliklerimize işlemiş durumda ki ödümüz her daim bokumuzla beraber çıkmak için hazır kıta bekliyor yerinde.


Kendi göbek bağımızı kör bir bıçakla kesmeye çalışıyoruz. Canımız acıyor ama onu da bastırmaya çalışıyoruz. Tüm bastırılmışlıklarımızı dışa vurmak yerine hala sandığa tıkıştırmak için uğraş veriyoruz. Yalanlamaya çalıştıkça yoruluyoruz. Her gün bir önceki günü aratmayan olaylara sahne olurken, biz oturduğumuz yerden basma kalıp söylemlerle olaylara müdahil olduğumuzu sanıyoruz.

Ne söylediklerimiz bir işe yarıyor ne de eylemsizliklerimiz.


Empatimizi postalların, kimliğimizi kentsel dönüşümin gölgesinde bıraktık sanırım.. Önce kıraathanelerde ki kitaplıkları yitirdik. Sonra kütüphaneleri, kahvehaneleri. Sokaklar artık daha bir ıssız. Çocuk parkları birer korku yuvası. Camiler desene ohooo. Pisliklerimiz o kadar çoğaldı ki Tanrı bile nefretini kusmak için bir hayalet musallat etti başımıza. Tehditle, dayakla, işkenceyle hatta ölümle her fırsatta bizi korkutmayı başaran dokuzyüz yıllık bir hayalet bu kıçımızdaki. İtaat etmeyeni, tektipleştiremediklerini ötekileştiren, yıkan, yok eden çobanın hayaleti.


2 yorum:

Hacı dedi ki...

Durumu kabullenmişiz, haklısın.

seqs dedi ki...

100 strli belgarion reyizz.

 

DİSKO Copyright © 2011 - |- Tüm hakları hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal © - ffako | Kaynak göstermeden alıntı yapanın bacısını sikim. .I.P. - |- Powered by disko