Uyuşturucuyu bırakıp alkole abanalı yıllar oldu. Şimdi de alkole olan bağımlılığımdan kurtulmaya çalışıyorum.
Kendi kendime konuşmalarımı saymazsak, konuşmayı unuttum. Yazarak geçirdiğim günler geride kaldı. Artık yazamıyorum. Yazdıklarım, yazıp sonra siktir et diyerek sildiklerimin binde biri bile değil. Yazamayacağım diye elime kalem almaya korkuyorum. Aklımda uçuşan kelimeleri kağıda dökebilecek gücüm yok. Bir münzevinin esrikliğindeyim. Nasıl içtiysem artık, hala kafam daşak gibi.
Temiz hava iyi gelir diye dışarı çıkıp, sahil kenarında biraz yürüyorum. Rüzgar vuruyor yüzüme. Hava kapalı. Kordon sessiz. Karşıyaka vapuru iskeleye yanaşmak üzere. Hızlı adımlarla hayatlarına yetişmeye çalışan insanların gösterisi başlayacak birazdan. Fonda dalga sesleri. Dalıp gitmişim. İki metre uzağımda, yüzünde buruk bir ifade ile oturmuş, beline kadar uzun düz siyah saçları rüzgarda dans eden kızı sonradan farkettim. Birlikte dalgaları izliyoruz. Birkaç dakika sonra şarkı söyleme başlıyor. Sesi yorgun, gözleri kapalı, hafiften sallanarak. Dalgaların sesi kıza eşlik ediyor. Şarkıya kaptırıyorum kendimi, susuyorum..
Şarkı bitiyor. Susmaya devam ediyoruz. Bir süre sonra sıkılmış olacak ki "Sen hep susar mısın?" diyor. Sohbet edecek kelimelerimi arıyorum. Yerinde yoklar. Hepsi eski sevgililerimle beraber çekip gitmiş sanki hayatımdan. Aklımdan geçenleri dilime dökünceye kadar zaman geçiyor. "Ne zor şeymiş konuşmak" diye düşünüyorum. "Ne dedin" diye sesleniyor. Sesli düşündüğümün farkında değilim. "Yok bir şey" der gibi elimi sallıyorum. Susuyoruz.
Havada aşkla karışık yağmur sonrası çim ve toprak kokusu var. Karşıyaka vapuru çoktan hareket etti. Kız yüzüme bakıyor. Konuşmak istiyorum ama kelimeleri bulamıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. "Şimdi bir bira olaydı iyiydi". Düşünmemle mideme kramp girmesi bir oluyor. Zayıflığım içimi acıtıyor besbelli. Dalgaların sesine dinlemeye çalışıyorum. Böyle olmayacak. Az sonra o lanet olasıca büfeye gidip üç bira alacağım konuşabilmek için. Biliyorum. Kendimi tutmaya çalışıyorum. Güçlü olmalıyım. Alkol almadan da konuşabilirim diyorum. Olmuyor. Susuyorum.
Ekran kararıyor.
İkinci birayı açarken buluyorum kendimi. Teşekkür ediyor. Kafamı sallayıp iki suskunluk arasını fırsat bilerek şişeyi kaldırıp dikiyorum kafama. Genzimi yakarak iniyor mübarek. Bir yudum, bir yudum daha. Hafiften kafam dağılmaya başlıyor. Alkolün vücudumda gezinmeye başladığını hissettiğim anda "normal olmak için kendini bu kadar zorlama" diyerek bozuyor suskunluğumuzu. Gözlerim açıyorum. Uzunca bir aradan sonra ilk defa içten bir tebessümle "bazı insanların, sadece normal olmak için ne büyük çabalar sarf ettiğini kimse fark etmiyor" diyorum. Gülüyor.
Uyanıyorum. Karşıyaka vapuru iskeleye henüz yanaşmış, insanlar hızlı adımlarla terk ediyorlar vapuru. Gülümsüyorum. Biramdan bir yudum daha alıp dalgaları izlemeye devam ediyorum.

0 yorum:
Yorum Gönder