Özgür olduğunu düşünenler ekonomik sistem geldi geçti eğildi; karşı cinsin değişken, ilişki tipi hevesleri önünde eğildi; toplumun önünde eğildi; patronlarının önünde eğildi; aile büyükleri ne derse onu yapanlar oldu. Bunların yarısından çoğunu yaparak özgür olduğumuzu düşündük.
Yukarıdaki erklerden en az birine boyun eğerek yaşayınca, herkes kendi küçük hayat alanlarını yaratmaya çalıştı. Öyle karışık bir şey ki, sınır çizerek toplumdan kurtulmak istesek, bu sefer toplumsal bir varlık olduğumuzdan doğamıza ters düştü ve yalnızlaştık. Bencillik de böyle doğdu. Zamanla neredeyse herkes (Türkiye'deki servetin yarısından çoğu 5-6 kişideydi en son tam rakamları hatırlamıyorum) kendi de farkında olmadan keyfine göre yaşamaya çalıştı. Yukarıdaki etkenler öyle baskıcı ki, yine bu prangalardan kurtulamayan sıradan -yani dünya nüfusunun %90'ı- insanlar iş, sosyal hayat, okul derken yoruldu, en yakın arkadaşının özel bir gecesine katılmakla ilgili tereddütler yaşadı. En basitinden böyle yalnızlaştık. İyi ki internet çıktı gelişti de, bir nebze olsun tanıdık insan fotoğrafı görüyoruz.
Bu küçük alanların (ev, sosyal çevre) daralmaması ya da daha büyümesi için savaşıyor hale gelen insanoğlu, olduğundan daha da zalim olmaya başladı. Daha zayıf olanın üstüne basarak yükselmeye çalışıyoruz. Al buradan bir bencillik daha. Ki özel mülkiyetin doğuşu ve sosyalizmin ölmesi de bu yüzden. Yukarıda saydığım etkenlerden. Zamanla sadece kendini düşünen (ki eleştirmiyorum bence de kendimi düşünmeliyim), kendi ve değer verebildiği 2-3 kişi için sahip olduğu özgürlük alanlarını toplum izin verdiği ölçüde dinç tutan; bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılıkla yani keyfiyet ve bencillikle yaşar olduk. Özgürlük de bu oldu.
Yoksa yine size hizmet için gelen ama sizin hizmet ettiğiniz insanların koydukları kurallarla yaşayan insan ne kadar özgürdür? Türkiye'de bile %10 seçim barajı var, oy vermek istediğiniz parti, hayvani bir oy almaz ise; oyunuz ve vergileriniz hiç istemediğiniz adamlar arasında bölüştürülüyor. Yani aslında özgürlük ait olduğunuz topluma göre de değişebiliyor. Belli bir üst özgürlük sınırı var, bir de daha özgün olmakla birlikte daha dar bir toplumsal özgürlük var. Yani bireysel özgürlük < toplumsal özgürlük < enternasyonel özgürlük. O çok tapılan ABD’de bile, iki turist gelmeden önce Marlyn Monroe'nun mezarını açacağız hehe diye twit atıp daha ülkeye girer girmez alıp sorgulanmış, insanlar.
Enternasyonel özgürlük ise, toplumunuzun ne kadar güçlü olduğuna bağlı. Görüyorsunuz emperyalist ülkelerde bile, toplumla sınırlı özgürlük var dedik ama; onlar da diğer ülkelerin iç ve dış işlerien karışarak onları tutsak etmekte, yani, burada da görüyoruz enternasyonal özgürlük toplumsal ve bireysel özgürlüğün önüne geçiyor.
Biz basit ve sıradan insanlar olarak; tekrar bireysel özgürlüğe dönelim.
Evet, basit ve sıradan olmak kaldırabileceğimiz bir durum değil, birbirimiz kandırmayalım. İşte bu yüzden de aynı seviyede ya da daha alt düzeyde olan kişileri parçalayıp bir üst seviyeye geçmeye çalışıyoruz. Kendini yollara vurup gitmek isteyen sayısı o kadar çok ki, zorunda bırakılıyoruz bu savaşın. Bu savaşı yapmamız gerekiyor. O erkler bunu talep ediyor ve yapıyoruz. Ha, gitmek mi? Ancak hayal. Can Yücel'in gitmek şiirinde de dediği gibi " var tabii yapanlar ama az, sadece kaymak tabakası" bu tabakaya gelmek için işte, deli gibi tırmalıyoruz, tutunuyoruz ve tırmanmak zor iştir takdir edersiniz k; yanımızda kimseyi istemiyoruz. Eş mi, sevgili mi, evlat mı? Yeri geliyor onlarca yılını verdiğin insanla boşanırken senden yüksek miktarlarda para koparmaya çalışıyor, evlatlar reddediliyor. Bazısı babasını zehirliyor. Bunlar bu yüzden değil de neden. Özgürlük bazen tehlikeli oluyor. Özgür olma hissi. Ona duyulan özlem ve savaşmaktan yorulmuşluk. Hırsızlığa, sefalete, savaşlara (bunlar da akrabadır) neden oluyor. Yani bir insanın doğumunda fantastik kitaplardaki gibi kötücüllük muhtemel mi? Değil.. Peki ilk paragrafta saydığım unsurlar mı yoksa onlara eğilenler mi suçlu? Sosyopat kime denir?
Boşanmalar dedik, evlatlıktan reddetmeler dedik. Özgür insan aldatan insan değildir. Babasını zehirleyen insan değildir. Kesinlikle. Neden kesinlikle diyorum çünkü toplumsal özgürlük, toplumsal ahlakı yaratıyor ve burada da aynı durum var (evrensel ahlak<bireysel ahlak = (karışık) toplumsal ahlak) evrensel ahlakın yeri dışında. Özgürlük ahlak konusunu da etkiliyor. Öncelikle yaşadığımız topluma bakalım; erkek aldatabiliyor ama şahıs olarak bakınca bu adi bir şey. Ama yine de bencillik ve keyfiyetten dolayı aldatmayı adi saysa da toplumdan aldığı güçle bunu umursamayıp üstüne sünger çekenler de var. Özgürlük üst başlığı altında bireysel ahlak toplumsal ahlaka yön vermesi gerekirken; bu ülkede bizden önce yaşamış insanların koyduğu teamüllerle toplumsal ahlak bireysel ahlaktan önce gelebiliyor çoğunlukla. Ama bu teamülleri koyuluyorsa değiştiriledebilir. Yok yok, aslında değiştirilemez de, toplumun önüne sesli olarak koyulabilir. Mesela kürtaj yasağı çıkınca kürtaj olmayacak mı? Gizli gizli olacak ya da zina artık boşanma sebebi. Bir şeyler gün yüzüne çıakrılıyor yalnızca. Yani oğlancılık yüzyıllardır yok mu? Var.
Peki fetiş, ensest, oğlancılık, tecavüz özgürlüğün neresinde? Toplumsal ahlakla bireysel ahlakı çatıştıran husus da bunlar aslında. Zira enternasyonal ahlak kuralları dünya tamamen küreselleşse bile gözle görülür kılınmaz. Toplumun gücü de burada. Asırların gücü. Çizilen alanlar, bunların dinç tutulması için verilen mücadele aslında özgürlük ve alt başlığı ahlak için önemli. Özgür insan tuttuğunu (kadın/erkek fark etmez) affedersiniz sikebilen insan mıdır? İlk insanlar mı özgürdü? Kas gücü önemli olduğundan kadınlar tuttuğunu götüremeyeceğinden ötürü, özgürdüler diyemeyiz. Peki kim özgür? Kendinden üstteki erklerin koyduğu kurallara gizliden gizliye uymayan adamlar mı? Açıktan açığa isyan edenler mi? Tecavüzcüler mi? Ensestçiler mi? Tecavüzcüleri bilemem, ne bileyim toplumsal ahlak beni etkiliyor. Tabii ki hayır. Bireysel olarak da hayır diyorum. Ensest hakeza, fakat birileri bunlara karşı geliyor, kendi bencillik ve keyfiyetle çizdikleri alanları böyle dinç tutmaya çalışıyorlar. Bu insanlar mı özgür, yoksa arkadaşlarının ya da aynı havayı soluyan başka bir insanı yiyen biri mi özgür? Ya da hangisi daha ahlaklı, cevabını hiç veremeyeceğiz sanırım. Ha, kendimize sorarsak; bana dokunmayan bin yaşasıncılıktan ötürü ikincisi ahlaklı ve özgür. Savaş zamanlarında yenilen toplumun namusuna, mülküne, geleceğine tecavüz edilir ve bu meşrudur. Kim tecavüzcüleri haksız ve yasadışı kılacak? İşte bu yüzden cevap veremem diyorum. He, haklısınız dersiniz sonra uluslararası mahkemeler Sırp faşistlere verdiği gibi cezalarını verir. Verdiler mi? Yoksa uluslararası toplumu pışpışladılar mı? Geç gelen adalet, adalet değildir. Bizden yüksekteki insanların kurallarına yine bağlıyız yine, yine, yine.
Yüzyıllarca örneklerini gördük, biz üstte olunca da bizim çizdiğimiz çizgilere aşağıdakiler konumlarını alıyorlar. Yani elimizde gizli gizli iş çeviren sıradan insanlar kalıyor. Onlar da kadının, şöhretin, paranın tutsağı. Bir şeylere tutsaklık edeceğiz; bu apaçık. Ama buna da özgürlük denir mi?
Toplumsal ahlakın mı yoksa bireysel ahlakın mı üstün olduğuna gelirsek. Korkaklarız, toplumsal ahlakı savunuyoruz. Ama rabbena hep banacıyı da, demiştik ya hani, toplumda bize ters düşen herhangi bir kuralda hemen bireyciye döneriz. Ne menem şeymiş şu, kendi küçük alanlarımız dinç tutma çabası ve hepsi üstümüzdeki insanlar yüzünden. Toplum ahlaksızdır. Üstümüzde çünkü o ve dedeleri zamanında üstümüze basmışlar, hala da çiğniyorlar. Ezilmemek için, denge için başkasının üstüne basmak zorunda kalıyoruz. Yani kim ister ki, üstündeki biriyle savaşman imkansız. Alttakine basıp onun dengi olmadan. Şimdi de birey ahlaksızdır. İkisinde de biz varız, özgür müyüz?
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Yukarıdaki erklerden en az birine boyun eğerek yaşayınca, herkes kendi küçük hayat alanlarını yaratmaya çalıştı. Öyle karışık bir şey ki, sınır çizerek toplumdan kurtulmak istesek, bu sefer toplumsal bir varlık olduğumuzdan doğamıza ters düştü ve yalnızlaştık. Bencillik de böyle doğdu. Zamanla neredeyse herkes (Türkiye'deki servetin yarısından çoğu 5-6 kişideydi en son tam rakamları hatırlamıyorum) kendi de farkında olmadan keyfine göre yaşamaya çalıştı. Yukarıdaki etkenler öyle baskıcı ki, yine bu prangalardan kurtulamayan sıradan -yani dünya nüfusunun %90'ı- insanlar iş, sosyal hayat, okul derken yoruldu, en yakın arkadaşının özel bir gecesine katılmakla ilgili tereddütler yaşadı. En basitinden böyle yalnızlaştık. İyi ki internet çıktı gelişti de, bir nebze olsun tanıdık insan fotoğrafı görüyoruz.
Bu küçük alanların (ev, sosyal çevre) daralmaması ya da daha büyümesi için savaşıyor hale gelen insanoğlu, olduğundan daha da zalim olmaya başladı. Daha zayıf olanın üstüne basarak yükselmeye çalışıyoruz. Al buradan bir bencillik daha. Ki özel mülkiyetin doğuşu ve sosyalizmin ölmesi de bu yüzden. Yukarıda saydığım etkenlerden. Zamanla sadece kendini düşünen (ki eleştirmiyorum bence de kendimi düşünmeliyim), kendi ve değer verebildiği 2-3 kişi için sahip olduğu özgürlük alanlarını toplum izin verdiği ölçüde dinç tutan; bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılıkla yani keyfiyet ve bencillikle yaşar olduk. Özgürlük de bu oldu.
Yoksa yine size hizmet için gelen ama sizin hizmet ettiğiniz insanların koydukları kurallarla yaşayan insan ne kadar özgürdür? Türkiye'de bile %10 seçim barajı var, oy vermek istediğiniz parti, hayvani bir oy almaz ise; oyunuz ve vergileriniz hiç istemediğiniz adamlar arasında bölüştürülüyor. Yani aslında özgürlük ait olduğunuz topluma göre de değişebiliyor. Belli bir üst özgürlük sınırı var, bir de daha özgün olmakla birlikte daha dar bir toplumsal özgürlük var. Yani bireysel özgürlük < toplumsal özgürlük < enternasyonel özgürlük. O çok tapılan ABD’de bile, iki turist gelmeden önce Marlyn Monroe'nun mezarını açacağız hehe diye twit atıp daha ülkeye girer girmez alıp sorgulanmış, insanlar.
Enternasyonel özgürlük ise, toplumunuzun ne kadar güçlü olduğuna bağlı. Görüyorsunuz emperyalist ülkelerde bile, toplumla sınırlı özgürlük var dedik ama; onlar da diğer ülkelerin iç ve dış işlerien karışarak onları tutsak etmekte, yani, burada da görüyoruz enternasyonal özgürlük toplumsal ve bireysel özgürlüğün önüne geçiyor.
Biz basit ve sıradan insanlar olarak; tekrar bireysel özgürlüğe dönelim.
Evet, basit ve sıradan olmak kaldırabileceğimiz bir durum değil, birbirimiz kandırmayalım. İşte bu yüzden de aynı seviyede ya da daha alt düzeyde olan kişileri parçalayıp bir üst seviyeye geçmeye çalışıyoruz. Kendini yollara vurup gitmek isteyen sayısı o kadar çok ki, zorunda bırakılıyoruz bu savaşın. Bu savaşı yapmamız gerekiyor. O erkler bunu talep ediyor ve yapıyoruz. Ha, gitmek mi? Ancak hayal. Can Yücel'in gitmek şiirinde de dediği gibi " var tabii yapanlar ama az, sadece kaymak tabakası" bu tabakaya gelmek için işte, deli gibi tırmalıyoruz, tutunuyoruz ve tırmanmak zor iştir takdir edersiniz k; yanımızda kimseyi istemiyoruz. Eş mi, sevgili mi, evlat mı? Yeri geliyor onlarca yılını verdiğin insanla boşanırken senden yüksek miktarlarda para koparmaya çalışıyor, evlatlar reddediliyor. Bazısı babasını zehirliyor. Bunlar bu yüzden değil de neden. Özgürlük bazen tehlikeli oluyor. Özgür olma hissi. Ona duyulan özlem ve savaşmaktan yorulmuşluk. Hırsızlığa, sefalete, savaşlara (bunlar da akrabadır) neden oluyor. Yani bir insanın doğumunda fantastik kitaplardaki gibi kötücüllük muhtemel mi? Değil.. Peki ilk paragrafta saydığım unsurlar mı yoksa onlara eğilenler mi suçlu? Sosyopat kime denir?
Boşanmalar dedik, evlatlıktan reddetmeler dedik. Özgür insan aldatan insan değildir. Babasını zehirleyen insan değildir. Kesinlikle. Neden kesinlikle diyorum çünkü toplumsal özgürlük, toplumsal ahlakı yaratıyor ve burada da aynı durum var (evrensel ahlak<bireysel ahlak = (karışık) toplumsal ahlak) evrensel ahlakın yeri dışında. Özgürlük ahlak konusunu da etkiliyor. Öncelikle yaşadığımız topluma bakalım; erkek aldatabiliyor ama şahıs olarak bakınca bu adi bir şey. Ama yine de bencillik ve keyfiyetten dolayı aldatmayı adi saysa da toplumdan aldığı güçle bunu umursamayıp üstüne sünger çekenler de var. Özgürlük üst başlığı altında bireysel ahlak toplumsal ahlaka yön vermesi gerekirken; bu ülkede bizden önce yaşamış insanların koyduğu teamüllerle toplumsal ahlak bireysel ahlaktan önce gelebiliyor çoğunlukla. Ama bu teamülleri koyuluyorsa değiştiriledebilir. Yok yok, aslında değiştirilemez de, toplumun önüne sesli olarak koyulabilir. Mesela kürtaj yasağı çıkınca kürtaj olmayacak mı? Gizli gizli olacak ya da zina artık boşanma sebebi. Bir şeyler gün yüzüne çıakrılıyor yalnızca. Yani oğlancılık yüzyıllardır yok mu? Var.
Peki fetiş, ensest, oğlancılık, tecavüz özgürlüğün neresinde? Toplumsal ahlakla bireysel ahlakı çatıştıran husus da bunlar aslında. Zira enternasyonal ahlak kuralları dünya tamamen küreselleşse bile gözle görülür kılınmaz. Toplumun gücü de burada. Asırların gücü. Çizilen alanlar, bunların dinç tutulması için verilen mücadele aslında özgürlük ve alt başlığı ahlak için önemli. Özgür insan tuttuğunu (kadın/erkek fark etmez) affedersiniz sikebilen insan mıdır? İlk insanlar mı özgürdü? Kas gücü önemli olduğundan kadınlar tuttuğunu götüremeyeceğinden ötürü, özgürdüler diyemeyiz. Peki kim özgür? Kendinden üstteki erklerin koyduğu kurallara gizliden gizliye uymayan adamlar mı? Açıktan açığa isyan edenler mi? Tecavüzcüler mi? Ensestçiler mi? Tecavüzcüleri bilemem, ne bileyim toplumsal ahlak beni etkiliyor. Tabii ki hayır. Bireysel olarak da hayır diyorum. Ensest hakeza, fakat birileri bunlara karşı geliyor, kendi bencillik ve keyfiyetle çizdikleri alanları böyle dinç tutmaya çalışıyorlar. Bu insanlar mı özgür, yoksa arkadaşlarının ya da aynı havayı soluyan başka bir insanı yiyen biri mi özgür? Ya da hangisi daha ahlaklı, cevabını hiç veremeyeceğiz sanırım. Ha, kendimize sorarsak; bana dokunmayan bin yaşasıncılıktan ötürü ikincisi ahlaklı ve özgür. Savaş zamanlarında yenilen toplumun namusuna, mülküne, geleceğine tecavüz edilir ve bu meşrudur. Kim tecavüzcüleri haksız ve yasadışı kılacak? İşte bu yüzden cevap veremem diyorum. He, haklısınız dersiniz sonra uluslararası mahkemeler Sırp faşistlere verdiği gibi cezalarını verir. Verdiler mi? Yoksa uluslararası toplumu pışpışladılar mı? Geç gelen adalet, adalet değildir. Bizden yüksekteki insanların kurallarına yine bağlıyız yine, yine, yine.
Yüzyıllarca örneklerini gördük, biz üstte olunca da bizim çizdiğimiz çizgilere aşağıdakiler konumlarını alıyorlar. Yani elimizde gizli gizli iş çeviren sıradan insanlar kalıyor. Onlar da kadının, şöhretin, paranın tutsağı. Bir şeylere tutsaklık edeceğiz; bu apaçık. Ama buna da özgürlük denir mi?
Toplumsal ahlakın mı yoksa bireysel ahlakın mı üstün olduğuna gelirsek. Korkaklarız, toplumsal ahlakı savunuyoruz. Ama rabbena hep banacıyı da, demiştik ya hani, toplumda bize ters düşen herhangi bir kuralda hemen bireyciye döneriz. Ne menem şeymiş şu, kendi küçük alanlarımız dinç tutma çabası ve hepsi üstümüzdeki insanlar yüzünden. Toplum ahlaksızdır. Üstümüzde çünkü o ve dedeleri zamanında üstümüze basmışlar, hala da çiğniyorlar. Ezilmemek için, denge için başkasının üstüne basmak zorunda kalıyoruz. Yani kim ister ki, üstündeki biriyle savaşman imkansız. Alttakine basıp onun dengi olmadan. Şimdi de birey ahlaksızdır. İkisinde de biz varız, özgür müyüz?
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Şiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Turgut Uyar.
Manitaciyan,
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Turgut Uyar.
Manitaciyan,
13.09.12

5 yorum:
hayırlısı be gülüm
güzel yazı..
eee?
ibretlik okudum la eferin. takip etcem.
ne zaman başlıyor yayınınız piçler
Yorum Gönder